Giriş
Bu metin, insanın birey olarak yaşadığı varoluşsal dağılmalarla toplumların içine düştüğü yapısal çöküşleri aynı zeminde ele alır. Temel hareket noktası şudur: İnsan da toplum da birer organizmadır. Bu organizmaların işleyişi, doğrudan Serbest Enerji Prensibi ve onun soyut sistemsel karşılığı olan SSDM – Semiosistemik Dinamik Model ile açıklanabilir.
Modern çağda bireyde gözlemlenen yalnızlık hissi, anlamsızlık duygusu, aidiyetsizlik, anlam üretiminde tıkanma gibi problemler; toplumlarda ise dış tehdit algısı, kutsal toprak varsayımı, kaynak fetişizmi gibi savunma mekanizmaları, aslında ortak bir temele dayanır: Irrasyonalite ile materyal doğa arasındaki çatışma.
Bu metin, bu çatışmanın hem bireysel hem toplumsal düzeyde nasıl patolojik yapılara dönüştüğünü, bu yapıların hangi evrimsel arka plana oturduğunu, nasıl modellenebileceğini ve nihayetinde nasıl yeniden sağaltılabileceğini ortaya koyar. Aynı zamanda, mevcudiyeti gözlemlemek ve ortamın tarihsel rekonstrüksiyonunu yapmak üzerinden şekillenen ikinci bir odak da içerir: Bütüncül Arkeoloji.
—
I. İnsan ve Toplum: Aynı Örüntünün Farklı Formları
İnsan, canlıdır.
Canlı, organizmadır.
Organizma, bir sistemdir.
Ve sistemler, bağlama bağlı işleyiş düzeneklerine sahip yapılandırmalardır.
Bu nedenle, birey de toplum da aynı örüntünün farklı düzeylerdeki türevleridir.
Bireyin içsel modeli vardır; merkezinde insan prototipi yer alır.
Toplumun ise dışsal modeli vardır; merkezinde, bu prototiplerin birleşiminden oluşan protosistem yer alır.
Bu iki yapı izomorfiktir: biçimsel ve işlevsel karşılıklara sahiptir.
—
II. Patolojinin Kökeni: Evrimsel Bağlamda Irrasyonalite
Evrimsel olarak tüm canlılar, irrasyonaliteye meyilli olacak biçimde evrilmiştir.
Neden?
Çünkü irrasyonalite, kısa vadeli avantajlar sağlayan “hızlı tepki” sistemidir.
Fakat bu irrasyonalite, hızla değişen bağlamlara adapte olamayıp prediction error ürettiğinde, sistem sağlıksız geri bildirimler üretmeye başlar. Bu durumda ortaya çıkan şey: Patoloji.
Aynı süreç toplumlar için de geçerlidir:
Mitlerle, sembollerle, kutsal söylemlerle kendini inşa eden toplumlar da irrasyonel örüntüler içinde ilerler. Bağlam değiştikçe, bu örüntüler prediction error üretir ve sonuç: ulusal patolojiler.
—
III. SSDM: Serbest Enerji Prensibinden Meta-Yasaya
Bu yapının çözümlemesi için önerilen model:
SSDM – Semiosistemik Dinamik Model.
SSDM bir meta-yasadır: Tüm düzeylerde işleyen, “örüntü → iz → anlam → geribildirim → dönüşüm” döngüsüyle açıklanabilecek evrensel bir sistemdir.
SSDM, farklı boyutlarda farklı biçimlerde işler:
Bu model sayesinde, insan türünün tüm tarihsel, bireysel, toplumsal problemleri aynı zeminde okunabilir hale gelir.
—
IV. UPK: Ulusal Patolojilerin Kökeni
UPK kitabı şu başlıklardan oluşur:
1. İnsan = Canlı = Organizma = Sistem = Toplum
(Karl Friston’un Serbest Enerji Prensibi üzerinden)
2. Bireyin İçsel Modeli
3. Toplumun Dışsal Modeli
4. Irrasyonel Arzular – Materyal Doğa – Uyarlanma İlkesi – Bağlam – Patoloji
5. SMK – SMSM – BERBANG: Sağlıklı Geri Bildirim Mekanizmaları
6. Prediction Error ve Sistemsel Sapmalar
7. Kuramsal Gerçeklik Testi
Bu yapı, bireyin kendi modelini tanımasını, toplumun dışsal modelini analiz etmesini ve her iki düzeyde de sağlıklı geri bildirim sistemleri kurmasını hedefler. Nihai hedef: Patolojileri ortaya çıkaran örüntülerin yeniden düzenlenmesi.
—
V. BA: Bütüncül Arkeoloji – Mevcudiyetin Gözlemi ve Yeniden İnşası
Bütüncül Arkeoloji kitabının derdi farklıdır ama bağlantılıdır.
Bu kitap, mevcudiyeti gözlemleme, belgelerle dokümantasyon yapma ve ardından aynı ortamın tarihsel rekonstrüksiyonunu gerçekleştirme çabasıdır.
Amaç, doğayı anlamak değil:
> Doğanın kendisiyle aynı düzlemde düşünmek.
Burada Terrence Deacon’un “Absential Causality” kavramı kilittir:
Eksiklik hissi, canlı varlıkları bilgiye yöneltir.
Bu hissi belgelemek ve karşılamak için önce şimdiki zamanı izlemeli, sonra geçmişin izlerini organizmal verilerle yeniden kurmalıyız.
Bu iki süreçten elde edilen belgelerle, mevcut anlatılar sonsuz şüpheyle yeniden okunur, yeniden yazılır. Bu yazım süreci, nihayetinde bir belgesel serisine dönüşür:
“Görünmeyen Zamanın İzleri.”
—
VI. Yaşam Planı ve Epilog
Tüm bu yapı, rastgele değil; 60 yıla yayılan planlı bir yaşam vizyonudur.
İki kitap (UPK & BA), bir meta-yasa modeli (SSDM), bir belge (GZİ), bir kurumsal yapı (SMK) ve bir başlangıç girişimi (BERBANG) ile hayatın tamamına yayılan bir bütünsellik hedeflenmektedir.
Nihai durak açıktır:
SSDM’nin inorganik aşaması.
Biosemiotik eşik altına düşen her şey “işlem dışı materyal”e dönüşür.
Yani ben de, sen de, her şey de nihayetinde tekrar sessizliğe döneriz.
> “Yaşadıkça oyuna dahiliz.”